Değişik medya organlarına yansıyan bu görüntüleri, bu vatan için mücadele eden, şehit olan yüzbinlerce şehidimizi hatırlamak ve hatırlatmak amacıyla yayınlıyoruz. Umarız bu görüntüler, bu vatanın nasıl kazanıldığı, muhafa edildiği hususunda bize bir fikir verir ve bizleri bu vatan için ben ne yaptım sorusunu kendimize sormamıza vesile olur.
Görüntülerin küçük yaştaki çocuklara izletilmemesi tavsiye olunur.
Sarıkamış Harekatı (22 Aralık 1914-15 Ocak 1915)
Osmanlı Devleti, Almanya ile yapılan anlaşmanın ardından Birinci Dünya Savaşı’na girmek zorunda kalmıştır. Ancak Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış olması ve yeterli hazırlıkları yapma imkânı ve zamanı olmadığından dolayı savaşın ilerleyen dönemlerinde büyük olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır.
Osmanlı donanmasına bağlı Yavuz ve Midilli gemilerinin Sivastopol’u bombardımanının ardından 1 Kasım 1914 günü Rus Ordusu hududu geçerek baskın tarzında taarruza başlamıştır. Erzurum genel istikametinde ilerleyen Rus Kuvvetleri, 7-12 Kasımda Köprüköy ve 17-20 Kasımda cereyan eden Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın ilk aylarında meydana gelen bu durum, Ordunun subay ve erleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Ancak ağır zayiat veren 3’üncü Türk Ordusu, geri çekilen düşmanı takip edememiş; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacıyla 8-10 km kadar geri çekilmiştir.
Avrupa’da savaşın mevzi harbine dönüşmesi ve Galiçya’da Avusturyalıların Ruslar karşısında zor durumda kalmaları üzerine Başkomutan Vekili Enver Paşa, müttefiklerin Avrupa’daki yükünü hafifletmek için ”Alman Başkomutanlığının da etkisiyle” Doğu Cephesi’nde Rusların imhasını hedef alan büyük ölçüde kuşatıcı bir taarruza karar vermiştir.
Enver Paşa, icra edilecek bir taarruzla 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Doğu Anadolu’da kaybedilen toprakların (Kars, Batum, Artvin ve Ardahan) geri alınmasını ve müteakiben harekâtın Kafkasya’ya aktarılmasını mümkün görüyordu.
Tümgeneral Hasan İzzet Paşa Enver Paşa, bu amaçla 14 Aralık 1914’te İstanbul’dan Köprüköy’e gelmiştir. Taarruzun bahara bırakılmasını öneren 3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı görevinden alarak 3’üncü Ordu Komutanlığını kendi üzerine almıştır.
Bu harekâtı icra edecek 3’üncü Ordu; 9, 10 ,11’inci Kolordular ve 2’nci Süvari Tümeninden oluşuyordu. Cephedeki Rus mevcudu 100.000, 3’üncü Ordunun mevcudu ise 120.000 idi. Türk ordusu sayıca fazla olmasına rağmen Ruslar, ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler.
22 Aralık 1914 – 15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden Sarıkamış Muharebeleri’nde Türk Ordusunun uyguladığı plan, bir kolorduyla düşmanın cepheden tespitini, iki kolorduyla kuzey kanadından kuşatılarak düşman cephesinin 30-35 km kadar gerisindeki Sarıkamış’ın ele geçirilmesiyle büyük düşman kuvvetlerinin imhasını öngörüyordu.
Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi. Özellikle 10’uncu Kolordu birlikleri, Allahuekber Dağları’nı aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle gerek miktar gerekse mevcut silahlar yönünden çok zayiat vermiştir. Nitekim Türk kuvvetlerinin büyük bir kısmı soğuktan donarak ölmüştür. Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atılmıştır. Bu başarısızlık karşısında Enver Paşa, 10 Ocak 1915’te 3’üncü Ordu komutanlığını Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.
Bu muharebelerde Rusların zayiatı 30.000, Türklerin zayiatı ise 60.000 kadardır. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. Bu muharebeler sonucunda Doğu Anadolu, Rusların işgaline maruz kalmıştır.
Kaynak: www.tsk.mil.tr
*** Hatıralar ***
Köprülü Şerif Bey’in Anıları:
Köprülü Şerif Bey’in anılarında, Sarıkamış Harekatı’yla ilgili öne çıkan ifadelerden bazıları şöyle:
“Sarıkamış bize büyük bir ibret olduğu kadar tarihimize parlak bir sahife-i şereftir. Tarihlere şan olsun ki büyük bir Türk ordusu cahil ve divane kumandanın ihtirasıyla yüksek dağlar üstünde kara kışın tipisiyle, asırdide düşmanın güllesi ve kurşunlarıyla uğraşa, cenkleşe istiklal-i milli uğruna kamilen mahvoldu da bir neferi arka çevirmedi. Sarıkamış’ta hiç panik olmamıştır.”
Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç’in
Prof. Dr. Bingür Sönmez ve Reyhan Yıldız’ın “Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış” adlı eserinde de Sarıkamış Harekatı sırasında Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç’in kaleme aldığı bir günlüğündeki ifadeler de Türk askerinin kurşun sıkamadan donarak şehit olduğuna işaret ediliyor.
Pietroroviç’in günlüğünde, Sarıkamış Harekatı’nda Türk askerinin durumuyla ile ilgili şu bilgilere yer verdiği belirtiliyor:
“Allahuekber Dağları’ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allah’larına teslim olmuşlardı. İlk sırada diz çökmüş 5 kahraman… Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerleri ile nişan almışlar. Tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar. Kaput yakaları, Tanrı’nın rahmetini o civan delikanlıların yüreklerine akıtabilmek istercesine semaya dikilmiş kaskatı. Hele bıyıkları, hele hele bıyıkları ve sakalları, her biri birer füturat oku gibi çelik misali. Dinmiş olmasına rağmen şu kahredici tipinin bile örtüp kapatamadığı gözleri, apaçık.”
10. Kolordu askeri İrfanoğlu İsmail Efendi
Prof. Dr. Sönmez’in eserinde, ayrıca askerlikten muaf olmasına rağmen orduya gönülü olarak katılan 10. Kolordu askeri Rizeli İrfanoğlu İsmail Efendi’nin anıları da kolordu askerlerinin Allahuekber Dağları’nda yaşadıklarına şöyle, tanıklık ediyor:
“Harekatın ilk gecesinde yaylanın Kuran sesi ile inlediğini çok iyi hatırlıyorum. Herkes ölmek üzere olduğunu biliyordu. Kan kaybından, soğuktan öleceklerini biliyordu. Yani askerimiz henüz şehit olmamış, yarı mevcudu Kuran okuyordu. Mahşer gibi. Ne var ki gece yarısından sonra Kuran sesleri kesildi. Çünkü yaralıların hepsi öldü. Kolordu şehit oldu. Asker dondu. Sadece Kuran okunuyor. Ağlamak yok. Çünkü ağlamak demek bir ümit beklemek, bir ışık beklemek demektir. Herkes öleceğini biliyor. Gece yarısından sonra ses kesildi. Artık kolordunun sustuğunu ben de anladım. Ben yaralanmamıştım. O düzlükte, karanlıkta yaralanmamıştım. Soğuktan donabilirdim. Aklıma geldi ki yaralıların arasına gireyim. Şehit olan bazı askerlerin kaputlarını alarak üst üste giyerek sabahı buldum. Sonra sabah olunca benle birlikte bir kolordudan 10 kişi kaldığımızı anladık.”
yorumlar:
yorum yapmak ister misin?
© Tüm Hakları Saklıdır - Gündem Blogu
Yazılar kaynak belirtilmeden kullanılamaz.
seda
12 Mayıs 2009 @ 08:55:48insan sadece giriş sayvasına yazdığınız sözlerle bile etkileniyor.resimlere gerek yok onlar şimdiki türkiyeyi iyiki görmemişler görselerdiiiiiiiiiii
sonat
18 Mayıs 2009 @ 20:48:25ONLAR ASLAN GİBİ GİTTİLER PERVASIZCA CAN VERDİLER… ORDULU SONAT
yetkin
11 Haziran 2009 @ 02:15:39şehitlerimizin durumundan daha vahim olan şey yapılan askari ve bir hatadır. Bu hatanın faturası orda tek kurşun sıkmadan, çaresizlik ve ümitsizlik içinde bırakılan türk askerleri ve yine onlardan hiç haber alma şansı olmayan ananın ,eşin veya babasını bekleyen yetimlerin durumudur.Onlar o yokluk döneminde açlık ve sefalet içinde kalmışlardır. BİZ YAKLAŞIK 90 BİN ŞEHİDİN TORUNLARIYIZ ONLARI SAYGIYLA ANIYORUZ
TİREBOLU” DAN YETKİN
AKINCI_oglu
20 Ağustos 2009 @ 14:35:58bu goruntuler aslanlar gibi dedeerlizin aci goruntusu olsada bizim icin ordalardilar tek kursun sikmasalarda yinede en guzelsekilde gorevlerini yaptilar aci verende dedelerimizn o sekilde topraga verilmeleridir ne acidirki o sekilde perisan halde topraga verildiler insanin kanini dondursada
cemal şirin
15 Ocak 2010 @ 00:00:50Dedelerimizin canını o veya bu şekilde verdiği vatanımızın şimdiki yöneticileri askerimizin başına çuval geçirildiğin de ne yaptı.O zamanın şartları ve doğa koşulları ile bu gün dünyanın 4. büyük ordusunun başına çuval geçirildiğinde yönetici siyasetçiler ne yaptığını araştıralım bakalım.
BAYRAM BALKAŞ
2 Mart 2012 @ 22:56:51arkadaşlar,gözlerim yaşardı,dedelerimizin bu çektikleri çok acı görüntüler var,şehitlerimize Allah’tan rahmet dilemekten başka elden ne gelir,dersler çıkarmalıyız…