Lodos can aldı

20 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gündem

siddetli poyraz 300x222 Lodos can aldı  Çanakkale’de etkisini sürdüren şiddetli lodos, Lapseki ilçesinde de can aldı. Soba’dan çıkan karbonmonoksit gazından zehirlenen 6 kişide tedavi altına alındı.

Çanakkale’de 2 gündür etkisini sürdüren şiddetli lodos nedeniyle kent merkezi ve ilçelerde hayat olumsuz yönde etkileniyor. Çanakkale’nin Lapseki içinde lodos’tan kaynaklanan soba zehirlenmelerinde 1 kişi öldü 4 kişide zehirlenerek hastanelerde tedavi altına alındı. Lapseki Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürü Gürbüz Örnek, eşi Filiz Örnek ile kızları Berra, Çağla ve Merve Örnek, sobadan sızan karbonmonoksit gazından zehirlendi. Lapseki Devlet Hastanesine kaldırılan 5 kişiden 15 yaşındaki Berra Örnek hayatını kaybetti. Diğer kişiler, Çanakkale Devlet Hastanesinde tedavi altına alındı.

Bayramiç ilçesinde de zaman zaman hızını artıran fırtına nedeniyle ilçedeki 3 evin çatısı zarar gördü, bir evin bahçe duvarı yıkıldı, kuvvetli rüzgar ağaçların dallarını kırdı.

Öte yandan, Çanakkale Boğazı’ndaki deniz ulaşımı sadece Çanakkale-Eceabat hattıyla sürdürülüyor.

Çanakkale Boğazı ile adalar arasındaki deniz ulaşımı sağlayan GESTAŞ AŞ yetkilileri, Gelibolu – Lapseki, Geyikli-Bozcaada ve Gökçeada-Kabatepe seferlerinin hala yapılamadığını, vatandaşların mağdur olmaması için Çanakkale-Eceabat hattında 3 araba vapurunun sefer saatlerini beklemeden taşımacılık yaptığını söyledi.

KIRKGEÇİT KAPLICASI YENİLENDİ

05 Kasım 2009 admin  
Kategori: Turizm

kirkgecit 292x300 KIRKGEÇİT KAPLICASI YENİLENDİ Biga ilçesine bağlı Ilıcabaşı köyünde bulunan ve 2 bin yıldır tedavi merkezi olarak kullanıldığı bildirilen Kırkgeçit Termal Otelinde 70 gün süren tadilat çalışması tamamlandı.

Tesisin işletme müdürü Melih Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kırkgeçit’in, Türkiye’deki 1100 kaplıca içinde Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından ruhsatlandırılan 38. kaplıca olduğunu söyledi. Tesisin, başkanlığını Doğtaş Yönetim Kurulu Başkanı Davut Doğan’ın yaptığı 65 ortaklı bir girişim tarafından 25 yıllığına kiralandığını ifade eden Aydın, tesis için geçen yıl 1 milyon 750 bin, bu yıl da 1 milyon dolarlık yatırım yapıldığını kaydetti. Bölgede yol genişletme çalışmalarının devam ettiğini bildiren Aydın, dış cephesi mantolama yapılarak yenilenen kaplıcaya jakuzi ve plazma TV konulduğunu belirtti. Geçen yıl yapılan çalışmalarla otele dönüştürülen tesiste ses ve ısı yalıtımı yapıldığını anlatan Aydın, 365 gün faal hale getirilmesi için 600 milyon dolarlık yatırımın daha gerekli olduğunu belirterek, “Önümüzdeki günlerde kafeterya genişletilecek. Mevcut havuz dışında 350 metrekarelik yeni bir havuz daha yapmayı düşünüyoruz.” dedi


12. Gökçeada Film Festivali

10 Ağustos 2009 admin  
Kategori: Etkinlikler

09 Ağustos – 14 Ağustos 2009 tarihleri arasında 12. Gökçeada Film Festivali kapsamında etkinlikler düzenleniyor.

Festival Programı

09 Ağustos 2009 Pazar
21.15: Festival Açılış Seremonisi – Amfi tiyatro
Açılış Konuşmaları
Havai Fişek Gösterisi
Halk Oyunları Gösterisi (Gökçeada Folklor Ekibi)
Konser

10 Ağustos 2009 Pazartesi
21.15: Film Gösterimi; “Güneşin Oğlu”
Yer; Amfi tiyatro

11 Ağustos 2009 Salı
21.15: Film Gösterimi; “Pandoranın Kutusu”
Yer; Amfi tiyatro

12 Ağustos 2009 Çarşamba
13.00: Tarımla Yaşam Şenliği;
13.00: Organik Pazar Açılışı – Cumhuriyet Meydanı
13.15: Folklor Gösterisi – Gökçeada Ekibi – Cumhuriyet Meydanı
14.00: Resim ve Fotoğraf Sergisi Açılışı – Cumhuriyet Meydanı
14.30: Resim ve Fotoğraf Yarışmaları Ödül Töreni – Cumhuriyet Meydanı
14.45: Seminer Sertifikaları Dağıtım Töreni – Cumhuriyet Meydanı
15.30: Kardeş Şehir Protokolü İmza Töreni – Belediye Meclis Salonu
18.00: Panel (Tarım Turizmi) – İmroz Otel, Bademli Köyü
21.15: Film Gösterimi; “120”

Yer; Amfi tiyatro

13 Ağustos 2009 Perşembe
13.00: Tarımla Yaşam Şenliği
13.30: Yemek Yarışması – Uğurlu Köyü
17.30: Köyde Klasik Müzik Dinletisi – Zeytinli Köy
19.00: Panel (Organik Tarım) – Sörf Eğitim Tesisleri, Aydıncık
21.15: Film Gösterimi;“Devrim Arabaları”

Yer; Amfi tiyatro

14 Ağustos Cuma
13.00: Tarımla Yaşam Şenliği;
13.00: Eşelek Köyü Organik Tarım Uygulamaları Gezisi
15.00: Plaj Voleybolu Gösterisi, Aydıncık Plajı
15.45: Müzik Dinletisi, Aydıncık Plajı
16.30: Rüzgâr Sörfü Gösterisi Aydıncık Plajı
18.00: Kitesurf Gösterisi Aydıncık Plajı
21.15:: Festival Kapanış Seremonisi – Amfi tiyatro

Kapanış Konuşmaları
Havai Fişek Gösterisi
Plaket Takdim Töreni
Konser

Sarıkamış Harekatı şehitlerimizin, Rus arşivlerinden çıkan video görüntüleri(Video)

12 Nisan 2009 admin  
Kategori: Çanakkale Tarihi

Değişik medya organlarına yansıyan bu görüntüleri, bu vatan için mücadele eden, şehit olan yüzbinlerce şehidimizi hatırlamak ve hatırlatmak amacıyla yayınlıyoruz. Umarız bu görüntüler, bu vatanın nasıl kazanıldığı, muhafa edildiği hususunda bize bir fikir verir ve bizleri bu vatan için ben ne yaptım sorusunu kendimize sormamıza vesile olur.

Görüntülerin küçük yaştaki çocuklara izletilmemesi tavsiye olunur. 

 
Sarıkamış Harekatı (22 Aralık 1914-15 Ocak 1915)

Osmanlı Devleti, Almanya ile yapılan anlaşmanın ardından Birinci Dünya Savaşı’na girmek zorunda kalmıştır. Ancak Balkan Savaşı’ndan yeni çıkmış olması ve yeterli hazırlıkları yapma imkânı ve zamanı olmadığından dolayı savaşın ilerleyen dönemlerinde büyük olumsuzluklarla karşı karşıya kalmıştır.

Osmanlı donanmasına bağlı Yavuz ve Midilli gemilerinin Sivastopol’u bombardımanının ardından 1 Kasım 1914 günü Rus Ordusu hududu geçerek baskın tarzında taarruza başlamıştır. Erzurum genel istikametinde ilerleyen Rus Kuvvetleri, 7-12 Kasımda Köprüköy ve 17-20 Kasımda cereyan eden Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kalmıştır. Savaşın ilk aylarında meydana gelen bu durum, Ordunun subay ve erleri üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır. Ancak ağır zayiat veren 3’üncü Türk Ordusu, geri çekilen düşmanı takip edememiş; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacıyla 8-10 km kadar geri çekilmiştir.

Avrupa’da savaşın mevzi harbine dönüşmesi ve Galiçya’da Avusturyalıların Ruslar karşısında zor durumda kalmaları üzerine Başkomutan Vekili Enver Paşa, müttefiklerin Avrupa’daki yükünü hafifletmek için ”Alman Başkomutanlığının da etkisiyle” Doğu Cephesi’nde Rusların imhasını hedef alan büyük ölçüde kuşatıcı bir taarruza karar vermiştir.

Enver Paşa, icra edilecek bir taarruzla 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi) Doğu Anadolu’da kaybedilen toprakların (Kars, Batum, Artvin ve Ardahan) geri alınmasını ve müteakiben harekâtın Kafkasya’ya aktarılmasını mümkün görüyordu.
 
Tümgeneral Hasan İzzet Paşa Enver Paşa, bu amaçla 14 Aralık 1914’te İstanbul’dan Köprüköy’e gelmiştir. Taarruzun bahara bırakılmasını öneren 3’üncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı görevinden alarak 3’üncü Ordu Komutanlığını kendi üzerine almıştır.

Bu harekâtı icra edecek 3’üncü Ordu; 9, 10 ,11’inci Kolordular ve 2’nci Süvari Tümeninden oluşuyordu. Cephedeki Rus mevcudu 100.000, 3’üncü Ordunun mevcudu ise 120.000 idi. Türk ordusu sayıca fazla olmasına rağmen Ruslar, ağır silah, topçu ve donatım bakımından kesin bir üstünlüğe sahiptiler.

22 Aralık 1914 – 15 Ocak 1915 tarihleri arasında cereyan eden Sarıkamış Muharebeleri’nde Türk Ordusunun uyguladığı plan, bir kolorduyla düşmanın cepheden tespitini, iki kolorduyla kuzey kanadından kuşatılarak düşman cephesinin 30-35 km kadar gerisindeki Sarıkamış’ın ele geçirilmesiyle büyük düşman kuvvetlerinin imhasını öngörüyordu.

Tamamen karlarla kaplı, çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide o günün koşulları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu harekât çok riskli idi. Özellikle 10’uncu Kolordu birlikleri, Allahuekber Dağları’nı aşarken çetin zorluklar ve kış şartları sebebiyle gerek miktar gerekse mevcut silahlar yönünden çok zayiat vermiştir. Nitekim Türk kuvvetlerinin büyük bir kısmı soğuktan donarak ölmüştür. Sarıkamış’a girebilen 300 kişilik bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atılmıştır. Bu başarısızlık karşısında Enver Paşa, 10 Ocak 1915’te 3’üncü Ordu komutanlığını Tuğgeneral Hafız Hakkı Paşa’ya devrederek İstanbul’a dönmüştür.

Bu muharebelerde Rusların zayiatı 30.000, Türklerin zayiatı ise 60.000 kadardır. Ruslar; Türklerden 200 subay, 7000 eri esir, 20 makineli tüfekle 30 topu ganimet olarak almışlardır. Bu muharebeler sonucunda Doğu Anadolu, Rusların işgaline maruz kalmıştır.
 
Kaynak: www.tsk.mil.tr

***  Hatıralar  ***

Köprülü Şerif Bey’in Anıları:
Köprülü Şerif Bey’in anılarında, Sarıkamış Harekatı’yla ilgili öne çıkan ifadelerden bazıları şöyle:
“Sarıkamış bize büyük bir ibret olduğu kadar tarihimize parlak bir sahife-i şereftir. Tarihlere şan olsun ki büyük bir Türk ordusu cahil ve divane kumandanın ihtirasıyla yüksek dağlar üstünde kara kışın tipisiyle, asırdide düşmanın güllesi ve kurşunlarıyla uğraşa, cenkleşe istiklal-i milli uğruna kamilen mahvoldu da bir neferi arka çevirmedi. Sarıkamış’ta hiç panik olmamıştır.”

Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç’in

Prof. Dr. Bingür Sönmez ve Reyhan Yıldız’ın “Ateşe Dönen Dünya: Sarıkamış” adlı eserinde de Sarıkamış Harekatı sırasında Rus Kurmay Başkanı Pietroroviç’in kaleme aldığı bir günlüğündeki ifadeler de Türk askerinin kurşun sıkamadan donarak şehit olduğuna işaret ediliyor.

Pietroroviç’in günlüğünde, Sarıkamış Harekatı’nda Türk askerinin durumuyla ile ilgili şu bilgilere yer verdiği belirtiliyor:

“Allahuekber Dağları’ndaki Türk müfrezesini esir alamadım. Bizden çok evvel Allah’larına teslim olmuşlardı. İlk sırada diz çökmüş 5 kahraman… Omuz çukurlarına yasladıkları mavzerleri ile nişan almışlar. Tetiğe asılmak üzereler ama asılamamışlar. Kaput yakaları, Tanrı’nın rahmetini o civan delikanlıların yüreklerine akıtabilmek istercesine semaya dikilmiş kaskatı. Hele bıyıkları, hele hele bıyıkları ve sakalları, her biri birer füturat oku gibi çelik misali. Dinmiş olmasına rağmen şu kahredici tipinin bile örtüp kapatamadığı gözleri, apaçık.”

10. Kolordu askeri İrfanoğlu İsmail Efendi

Prof. Dr. Sönmez’in eserinde, ayrıca askerlikten muaf olmasına rağmen orduya gönülü olarak katılan 10. Kolordu askeri Rizeli İrfanoğlu İsmail Efendi’nin anıları da kolordu askerlerinin Allahuekber Dağları’nda yaşadıklarına şöyle, tanıklık ediyor:
“Harekatın ilk gecesinde yaylanın Kuran sesi ile inlediğini çok iyi hatırlıyorum. Herkes ölmek üzere olduğunu biliyordu. Kan kaybından, soğuktan öleceklerini biliyordu. Yani askerimiz henüz şehit olmamış, yarı mevcudu Kuran okuyordu. Mahşer gibi. Ne var ki gece yarısından sonra Kuran sesleri kesildi. Çünkü yaralıların hepsi öldü. Kolordu şehit oldu. Asker dondu. Sadece Kuran okunuyor. Ağlamak yok. Çünkü ağlamak demek bir ümit beklemek, bir ışık beklemek demektir. Herkes öleceğini biliyor. Gece yarısından sonra ses kesildi. Artık kolordunun sustuğunu ben de anladım. Ben yaralanmamıştım. O düzlükte, karanlıkta yaralanmamıştım. Soğuktan donabilirdim. Aklıma geldi ki yaralıların arasına gireyim. Şehit olan bazı askerlerin kaputlarını alarak üst üste giyerek sabahı buldum. Sonra sabah olunca benle birlikte bir kolordudan 10 kişi kaldığımızı anladık.”

Bir portre ve kentte geçmişin ayak izleri

03 Mart 2009 admin  
Kategori: Çanakkale Tarihi

tiflicami 300x225 Bir portre ve kentte geçmişin ayak izleri

“Kayserili Ahmet Paşa: Tersane-i Amire neferliğinden yetişerek riyale, 1845’de patrona, liva, kapudan ve Bahriye Feriği olmuştur.1853-1856 Kırım Savaşı’nda karadeniz Komutanı olarak Sivastopol’ün fethinde Mahmudiye Kalyonu ile hazır bulunmuştur. Ocak 1855’de vezir rütbesi verildi ve Ocak 1857’de Cezâir-i Bahr-i Sefid Valisi, 1860’da İzmir, Sayda ve Haziran 1863’ de Cezâir-i Bahr-i Sefid Valisi oldu. Haziran 1873’de Bahriye Nazırı, Ocak 1875’de Şûrây-ı Devlet’e üye oldu. Haziran 1875’de İzmir, Ağustos’ta Bursa ve 09 Ocak 1876’da Adana Valisi oldu. 06 Nisan 1876’da ikinci defa Bahriye Nazırı olup unvanı Haziran ayında Kaptan-ı Derya oldu. 01 Ocak 1877’de azlonulup, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Tuna valisi ve Kumandanı oldu. Oradan hastalanarak döndü ve 28 Ekim 1878’de vefat etti.(1)”

Bu açıklamadan anlaşıldığı üzere; Kayserili Ahmet Paşa, 1857-1860 yılları ile 1863-1873 yılları arasında Çanakkale’de valilik yapmıştır.Valiliği sırasında; kentin Fiziki ve sosyal gelişiminde çok önemli işler başarmıştır. Asker Hastanesi, okul, cami, Hükümet ve Vakıflar Müdürlüğü gibi binaları yaptırmıştır.(2)

Hükümet Binası: Şimdiki iskele ile Anafartalar oteli arasında bulunuyordu.Ön yüzü şimdiki Kayserili Ahmet Paşa caddesine, arka yüzü denize bakan, yola paralel olarak yapılmış taş duvar örülü iki katlı bir yapıydı.Bina, şimdiki iskele meydanı ile Anafartalar oteli arasında bulunuyordu.Giriş kapısının önünde dikili bulunan manolya ağacı bugün de -sağlıksız bir ortamda- varlığını sürdürmektedir.

Asker Hastanesi: 137 yıldır bu kentte olup bitenlere tepeden bakan, Çanakkale Boğazı’nın ve kentin hakim bir noktasında konuşlanan, kentin acısına ve sevincine ortak olan, idârî ve fiziki yapısında, sosyal yaşamında önemli rol oynayan, askere ve kentliye şifa dağıtan, kentin bu kesimine “Hastane Bayırı” adını veren ve ulaşmak için bayır tırmanmayı göze almak zorunda olduğumuz bir yapı. Çanakkale’de “Asker Hastahanesi” kuruluşu hakkında ilk bilgiler; 1871 tarihli Cezair-i Bahr-i Sefid Vilayeti Salnamesi’nde kayıtlı görülmektedir. Yapıldığı dönemde devrin Padişahı Abdülaziz; Kale-i Sultaniye Mutasarrıfı Kayserili Ahmet paşa’dır.

Kayserili Ahmet Paşa Camii:Halk arasında “Tatarlar Camii” olarak da bilinmektedir. Aziziye Mahallesi’nde (Şimdiki Barbaros Mah.) Kendi adına bir cami yaptırmıştır.Tarihi tam olarak bilinmemekte ise de; Paşanın eşi Fatma Sultan tarafından yaptırılan camiin şadırvanın M.1873 tarihli kitabesine göre camii bu tarihten önce inşa edilmiş olmalıdır. Şadırvan ise; eşi Fatma Hanım, tarafından yaptırılmıştır.(ölümü:1290 / 1874) Fatma Hanım’ın mezarı, Camiin kuzey tarafındaki hazirededir.

Tıflı Camii yanındaki İptidaiye ve Rüştiye Mektebi; “Tahtalı Hoca (?) Mektebi”:

Çanakkale’de görev yapan Kayserili Ahmet Paşa, 1869 yılında -Tıflı Camii yanında- İptidaiye ve Rüştiye Mektebi’ni yaptırmıştır.O dönemde İptidaiye 3 sınıflı, Rüştiye 3 sınıflıdır.(3) Okulun adı tam olarak bilinmemektedir.Ancak R.N.Güntekin’in anılarında; “Rumeli muhacirlerinden olan Başhocasının taşını, tahtasını taşımak suretiyle yardım ettiği için adına “Tahtalı Hoca” mektebi dedikleri birinci ilk mektebim…”diye söz etmektedir. Mektebin iki katlı olduğunu gene bu anıların içinden öğreniyoruz: “Mektebin yukarı katında kilise meydanına bakan sınıf..”

Ayrıca; R. N. Güntekin; Çanakkale’ye 5.5 yaşında geldiğini, ilk mektebi (İptidaiye) burada okuduğunu belirtmektedir: Çanakkale’ye geliş, “Yaş henüz beş buçuk…”; “…sonra Kurşunlu Camisine doğru benim ilk mektebime giden yol…”; “Bu küçük mektebi bir güvercinlik hayatiyle dolduran çocuklar, o zamanki arkadaşlarım.. Afacanlıkları haddi aştıkça kapıcı Osman dayının sürü halinde değnekle kovaladığı bu çocuklardan kim bilir ne kadarı Çanakkale muharebesinde öldüler. Geri kalanlarını, Profesör Behçet Sabit’i çok sonradan denizci üniformasıyla gördüğüm Ferid’i ve daha bir çoklarını şimdi benimki gibi yaşlanmış çehreleriyle değil, o zamanki bahar çiçeği gibi yüzleriyle görüyorum.”(4)

Mektep; daha sonra Evkafça yıktırılmış, yalnız kapısının üstündeki mermer levha ve cami avlusunda bulunan yıkıntı kısmı kalmıştır.(5) 1892 yılında, Padişah II. Abdülhamit zamanında yapılan caminin adı, “tıfl” (= küçük çocuk) sözcüğünden gelmektedir.

Tıflı Camii’nin, Tıflı Sokağı’na bakan dış avlu kapısı üzerindeki kitabe; yıllarca camiye ait olduğu sanılmışsa da, aslında okula ait olduğu, cami de okulun tatbikat camii olarak düşünülmelidir. Kitabe; okulun öğretime açılış tarihini ve kimin zamanında, kim tarafından yaptırıldığını yansıtması yönünden önemlidir. Kitabedeki yazı şu mealdedir:

“Hazreti Abdülaziz han, Ol raiyyet perverin,

Niyeti mevkufu islahatı Alem daima,

Nice mektepler binasıyla o iskender hısal,

Sedçeküp yeğcücü cehil eyledü mahvü heba,

Oldu çünkü maksadı şahanesi imarı mülk,

Eyledi hep bende kanide o isra iktifa,

Namdaşı Ahmetül Muhtarına valü edüp,

Merkezi Bahrisefid-i itti ihsanı âlâ,

Olalı vali deryayı sefidi ol yemmi himem,

Nevci gamdan etti herkes sahili maksuda cay,

Himmetiyle hermahal mamuru abadan olup,

Bumigam pervez edüp gitti ilmü abada ta,

İşte ez cümle bu mekteb-i saya-i Şahanede

Oldu ikdamiyle bir muhkem bina-i can ferah,

Tarih olundu böyle bir resmi mualla üzrekim,

Tak kisra ana nisbet bir mahalli tengha,

Vakdi dil-şadı şahide bulup hüsn-i hitam,

Yümniyle fethü kişad oldu bu cay-i dil-güşa,

Cem olup hin-i küsarından ehali sıkıyla,

Eylediler şahı evrade duayı birriya,

Nemçe Muhammed Mısri,

Okusun Tullab feyzi cevheri tarihini,

Şah-i âlem kıldı himmet oldu bu mektep bina. (6)

Sene: ( R. 1286 / M. 1869 ( 1870)

Günümüz Türkçe’siyle: O Hazreti Abdülaziz Han; halkına (tebasına) iyi bakanın niyeti, daima dünya düzenlemesine vakfetmekti. / O; İskender’in tabiatı (huyu) gibi, nice okul binalarının yapılmasıyla, cahillerin çoğalmasına set çekip; yok yere mahvolmalarını önledi. / Çünkü onun düşüncesinde, hep o eserleri yeterince hızlandırarak, hükümdarın maksadına yakışacak şekilde mülkle imar etmek oldu. / Muhtarın Ahmet’i (Ahmet Muhtar Paşa) namdaşını (Kendisi gibi namlı, aynı adı taşıyan adaşını Kayserili Ahmet Paşa’yı) Akdeniz’in merkezine, (Çanakkale’ye) rütbece yükseklik vererek vali etti. / (Bakınız: önemli not) Akdeniz’e (Çanakkale’ye) vali olunca, gayretleriyle o deniz sahilini maksada uygun yer yapıp, yeni gamlardan uzaklaştırdı. / Çalışmalarıyla her yer bayındır, şenlikli olup; gam baykuşunu uçuşturup, ilmin sonsuz geleceği üstüne gitti. / İşte bu mektep, en sonunda, hükümdarın yardımları ve çalışmalarıyla ferahlık veren sağlam bir bina oldu. / Böyle bir yüksek resmi yapı üzerine tarih olundu (düşüldü) ki; Bu geçitte (Çanakkale Boğazı’nda) Kisra mescidine nispet bir yer oldu./ Gönlü hoş bir zamanda, dikine yapılmış bu taş yapı, iyi sonuçlandırılarak bu kalbe ferahlık veren yerin açılması erkeklere (okuması için) zorlama (fırsat) oldu./Açılacağı vakit o özel yerde halkın sıkıştırmasıyla (isteğiyle) toplanılıp, iyilik, güzellik ve hayır getirmesi dileğiyle dudaklarda okunması âdet olunan dini duayı okudular./ Öğrenciler; ilerleme için Avusturya, Muhammet, Mısırla ilgili tarihini bir mücevher işlermiş gibi okusun./Bu mektep binası, çalışma ile oldu. Rumi 1286 / M.1869(1870)de dünyada hükümdarlık kıldı. (Ş. Kalfa)

Kitabeden de kolayca anlaşılacağı gibi; Padişah Abdülaziz döneminde; eğitime verilen önem ve Kayserili Ahmet Paşa, göreve başlar başlamaz Çanakkale’nin gelişmesine yaptığı katkı ve halkının sorunlarına yönelik yaklaşımı, bu kitabede gözler önüne serilirken; Vali’den deniz sahilinde gezmek ve gamlarından uzaklaşmak isteyen halk; (Çünkü;1856 yılında deprem, 1860 yılında da büyük bir yangın olur.) düzenlemeler yapılmasını ister, böylece bugünkü Kordonboyu’nun ilk düzenlemesi gerçekleştirilir. Bu nedenle, şimdiki mevcut yola O’nun (Kayserili Ahmet Paşa Caddesi) adı verilmiştir.

Allah Rahmet eyleye..

M. Şahabettin Kalfa

Çanakkale – Truva

31 Ocak 2009 admin  
Kategori: Çanakkale Tarihi

canakkale truva 1 150x150 Çanakkale   Truva canakkale truva 2 150x150 Çanakkale   Truva canakkale truva 3 150x150 Çanakkale   Truva canakkale truva 4 150x150 Çanakkale   Truva canakkale truva 5 150x150 Çanakkale   Truva canakkale truva 6 150x150 Çanakkale   Truva

Çanakkale – Truva Milli Parkı

Konumu:
Çanakkale ili Ezine ilçe sınırları içerisinde Çanakkale Boğazının girişinde yer almaktadır.

Çanakkale Truvaya Nasıl Gidilir ?
Milli Park alanına Çanakkale -İzmir Devlet karayolu ve Bursa-Balıkesir üzerinden gelen Devlet Karayolu ile ulaşılabilir.Troya Çanakkale-İzmir Devlet karayolunun 28 km. sinin 5 km içerisindedir.

Tarihi Değerleri:
Milli Parkın ana kaynak değerini,Troya’lılar ile Aka’ların 10 yıl süren harplerindeki kahraman savaşçıların efsanevi hikayeleri ile asırlar boyunca uluslararası bir üne sahip olan ve ozan Homeros’un epik İliada ve Odysea ile ölümsüzleşen Troya kenti oluşturmaktadır.

Arkeologlar , İliada da hikaye edilen Troya’nın üç bin yıllık tarihi süresince yayılım gösteren dokuz antik medeniyet katından sadece birinin kapsamından geçtiğini tanımlamışlardır. Bu kat Homeros’un dünyaca bilinen ve tanınan Troyası’dır.

Troya tarihi ve onunla ilgili özellikler, Troas Bölgesinin yani Edremit körfezinin kuzeyinden Marmara denizinin güney kıyılarına kadar olan bölgeyi kaplamaktadır.

Milli Parkın ve çevresinin tabiat tarihi ile ilgili en önemli özelliği, jeolojik özelliğidir. Troya ve çevresinde genel olarak jeolojik yapıyı, geniş alanlar kaplayan neojen formasyonlar meydana getirir.

Çanakkale Boğazı ve Ege kıyıları uygun plaj olanakları ile rekreaktif değer taşımaktadır.

Gezilecek Yerler:
Milli Park sahası içerisinde öncelikli olarak görülebilecek yerlerin başında Troya şehri gelmektedir. Ayrıca Çanakkale Boğazı kıyılarında sunduğu görsel peyzaj değerleri ile ziyaretçilerin rekreaktif ihtiyaçlarını karşılayacak düzeydedir.

Hizmetler ve Konaklama:
Milli Park sahası içerisinde konaklama imkanı olmayıp, Milli Parkın yakınında yer alan Çanakkale ili Ezine ilçesinde ziyaretçiler konaklama yapabilirler. Ayrıca Troya Milli Parkının Kuzeyinde yer alan Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı ile güneyinde yer alan Kaz Dağı Milli Parkı ziyaretçilere tarihsel özelliği ile eşsiz peyzaj ve doğal güzellikleri sunması açısından yörede ziyaretçilerin alternatif ziyaret sahalarıdır.

canakkale truva 1 Çanakkale   Truva

canakkale truva 2 Çanakkale   Truva

canakkale truva 3 Çanakkale   Truva

canakkale truva 4 Çanakkale   Truva

canakkale truva 5 Çanakkale   Truva

canakkale truva 6 Çanakkale   Truva